Paul Rudd dancing
tam bir karamürsel sepeti ya TONTİK
ahahahahhaaağğğşapşikliğinekurban
(Kaynak: benaddict)
allah’ım kaderimde anarşi ve protesto
antidepresanlar ve içi boş bir gardırop
ne de çok yer kaplıyor mesela al pacino
yardımın gerekiyor kadıköy’deyim stop.
allah’ım kaderim bu sentimental ambargo:
alternatif referans potansiyel salvo yok,
sadece klostrofobi, hicran türbülans ve şok;
cariyeler çekilmiş yeraltına cumburlop.
allah’ım kaderimi sen yazdın sen bilirsin
kalbim oyuncak mı ne, ne kolay kırılıyor?
“deplasmandır bu dünya” diyor albino şeyhim
plasebo yutturuyor bana depresif doktor.
allah’ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen, allah’ım bizler senin
falsolu kullarınız, n’olur bizden razı ol.
Murat Menteş
Do you really want to live in a world without Coca-Cola?
asdfghjkfs sandalyeden düşmüştüm
Harey : What are your choices when someone puts a gun to your head?
Mike: What are you talking about? You do what they say or they shoot you.
Harvey: Wrong. You take the gun, or you pull out a bigger one. Or, you call their bluff. Or, you do any one of a hundred and forty six other things. If you can’t think for yourself, maybe you’re not cut out for this.

asdfghjkfs bu adamları seviyorum lan
Düşündüm ama söylemedim, yazdım ama okutmadım, utanmadım, korkmadım da hiç. Ama biliyordum ki ben ne zaman düşündüğümü yazsam ona gelen yanıt ve tepkiler kimsenin buna hazır olmadığını bana bir kez daha beni üzecek şekilde hatırlatılacaktı. Kendimi yormaktan başka bir şey olmuyordu bu ama ben artık dayanamıyorum.
Aynı bayrağın altındaki aynı toprağı paylaşan ve birbirlerine ait olan, birbirlerini tamamlayan bu insanları nasıl kardeş ve birlik bir millet olarak düşünmez de onları sırf ataları daha farklı konuşuyor, daha farklı inanıyor diye kendilerine düşman ederler aklım almıyor.
Ve olan şudur; çok beklemedin düşmanını belledin (belletildi) ve sonra öldürmeye başladın. Sonra inanıyordun ki sen bir insanı değil, herhangi bir ırka, bir dine mensup bir şeyi öldürdün. Seni tehdit ettiğine, sana ihanet ettiğine, seni ve sevdiğin her şeyi tehlikeye soktuğuna inandığın ama asla tanımadığın, tanımak istemediğin de açık olan biriydi bu öldürdüğün. Aksine asla inanmadın, aksini düşünmedin. Ki o nedir, nasıl yapılır bilmiyordun da. Etrafında kimse bu iyiliği sana yapmamıştı.
Öldürmek, yani bir insanın hayatına son vermek. Yani o insanın çocuklarını anasız babasız, ailelerini evlatsız, sevdiğini koynu boş, kardeşlerini kırgın ve eksik bırakmak. Kimin, kimlerin buna hakkı var? Ne zaman oldu? Birini sevdiklerinden, toprağından, hayatından etmek ne zamandan beri bu kadar önemsiz oldu?
Kime ne getirir bu peki? Boş bir yatak, hatıra olarak saklanmış bir kravat, eski bir fotoğraf ve yerini kimsenin dolduramayacağı o boşluğu içine almış karanlık, soğuk bir mezar. Bir insan ölünce bunlar olur. Bir insan ölür çünkü bu olanları hesaba katacak başka bir insan orada yoktur.
Önemli olan bir hayata değer vermek olmalı. O hayatın 9 ayda kazanılırken, 1 dakikada nasıl kaybedilebileceğini ürkerek düşünmek olmalı. Önemli olan kimsenin boşuna hayata gelmediğine inanmak ve buna saygı duymak olmalı. O insanın düşündüğünden korkmak, yapacaklarını bir tehdit olarak algılayıp belki korkudan belki düşüncesizlikten ondan kurtulmak, yok etmek olmamalı. Önemli olan dağda kesilen güzel mehmetçiğinin nefesine üzülürken Hrant’a da gözlerin dolmalı. Utanmalısın tüm bu olanlardan. Ve bilmelisin ki orada bir insan öldü, ne olursa olsun ölen bir insan seni üzmeli. Önemli olan bir insanın hayatı olmalı!
Kimse hayalleri yüzünden yargılanmamalı, kimsenin düşündükleri sırtında bir mermiye mal olmamalı. Nefret etmeyin, küfür etmeyin, dili, kökeni sizden olmayana bunu yanlış ve kötü bir şeymiş gibi sürekli hatırlatıp da onu küstürmeyin. Tanımadan, bilmeden, dinlemeden haksızlık etmeyin kimseye, bir kalbi kırmak size korkunç gelsin. Lütfen düşünmeye üşenmeyin. İnsan kazanın, değerlerin de değerlisi bir şey yapmış olursunuz. Bu ödülü verin kendinize.
Yahu insan olmak her şey bu dünyada, lütfen ertelemeyin ve anladığınızda lütfen çocuklarınızı da bunu bilerek yetiştirin. Eğer bir şeyleri kurtarabileceksek inanın bu ancak çocuklarına insan olmanın, insan hayatının ehemmiyetini bilerek yaklaşan, eğiten, tüm bu yapılanlardan utanabilen, pişman bir nesil sayesinde olacak.
Bu, bir insanı kökeniyle, diniyle, diliyle yan yana değerlendirmeyi ayıp bulan, kurtarılmayı beklenenin bir toprak parçası değil de insan hayatı olduğuna inananlar sayesinde olacak.
Kendinize bir iyilik yapın, geldiğiniz yerin hakkını verin, güzel hatırlanmayı ve yaşamayı bir gaye haline getirin. Kendinize bir iyilik yapın, insanlara ve adalete inanın.
Kendinize o kadar güzel bir iyilik yapın ki zamanı geldiğinde diğer insanlar bundan nasibini utanarak alsınlar. Zamanı gelecek.
“Eğer denersen bu kolay.” -John Lennon (Arkadaşa katılıyorum.)
Berfin DOĞRU
Rachel: Baksana, Cheeseburger’in biraz fazla pişmiş. Sorun etmezsin, değil mi? Ne yazık ki hayat böyle!
Cheyenne: Sorun ne biliyor musun Rachel?
Rachel: Neymiş?
Cheyenne: Hiç farkına varmadan, “hayatım böyle olacak” dediğimiz bir yaştan “hayat böyle” dediğimiz bir yaşa geliyoruz.
(This Must Be the Place, 2011)
(cryomancers-inactive-deactivate gönderdi)
Chihiro.
(Kaynak: ivysaurs)
I’m an exploited demon! I’m chained here by a contract with Howl, who works me to death.Calcifer.
(Kaynak: stephhr)
Merhaba, kral dogulur. Gule gule.
(Kaynak: pictures-elvispresley)
Ruby Sparks (Hayalimdeki Aşk) - 2012 / Valerie Faris, - Jonathan Dayton
Başrollerinde Little Miss Sunshine‘dan tanıdığımız Paul Dano ve izleyenlerin Mutluyum,Devam Et den tanıdğı Zoe Kazan ‘ın yer aldığı film genç yaşlardaki içine kapanık bir oldukça başarılı yazarın başından geçen olağanüstü aşk hikayesini anlatıyor. Calvin adlı yazarımız kariyerinde başarılı ve emin adımlarla ilerler fakat hayatında aşk ve dostluğa dair hiç birşey yoktur. Ve birgün rüyasında bir kız görür ve onunla ilgili her detayı yazmaya başlar, sabah uyandığında ise kız kanlı canlı yanındadır olaylar böylece gelişmeye başlar.
Filmi Little Miss Sunshine ‘ın yönetmenlerinin çektiğini ve başrollerinde Paul Dano olduğunu görünce hemen izlemeye karar verdim. Birde baktım senaryoyu Zoe Kazan yazmış, üstelik bide oynuyormuş başrolde. Dururmuyum hemen açtım izledim. İyi ki de açıp izlemişim gerçekten harika bi filmdi, beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Farklı bi senaryosu var gerçekten, sıradan bi aklın oluşturacağı bi senaryo değil diye düşünüyorum. Oyunculuklar harikaydı zaten o yüzden ne akıcılığında ne de hissiyatında bi sorun vardı, senaryonun güzelliğini oyunculardan kaybetmemişiz yani. Oyuncular demişken, başrol olmasada filmde Antonio Banderas da vardı, Steve Carell kadar olmasa da o da farklı bi süpriz olmuş izleyiciler ve hayranları için. Neyse ama her izleyicinin yaptığı hatayı yapıp yönetmenleri aynı diye iki farklı filmi sanki aynı filmlermiş gibi yorumlamayalım karşılaştırmayalım.
Bunlar dışında tekrar özetlemek gerekirse fantastik, dram, romantik ve komedi türlerini barındıran çok eğlenceli bir filmdi, insanı rahatlıkla alıp götürebilir diyebilirim. Çok beğendim gerçekten, izleyenlere stendhal sendromu yaşatacağına eminim. Bi Little Miss Sunshine değil ama tabi kaçırılmaz ya bu film. Filmekiminde de yer alıyordu malum memur çocuğuz aç idik sinema parasını yedik gidemedik.
Spoiler: Ruby’nin hayran olduğu isimler arasında John Lennon olması ve yazar vasıflı karakterin John Lennon’a benzemesi hoş bir detaydı, belirtmek istedim.
Soundtrack için; http://www.youtube.com/watch?v=fmPM55nnw3c
YA AHAHHAHAHAHAKDMAJAHAHAHAHAHSBSBSBANDKSKSHAHAHA
Neden olmasın? :)
“No good to somebody else unless you’re good with being with just you.”
– Pushing Daisies, 2x04 Frescorts
Francis introduction in Malcolm in the Middle
Hal: Now, unfortunately, if the boy is from our family it goes a little more like this:
Mom…